Antalya Kuaförler Odası’nda Ticaret Bakanlığı’nın ESBİS sistemine düşen resmi veriler, artık mızrağın çuvala sığmadığının ve esnafın alın terinin nasıl bir "makam saltanatına" yakıt edildiğinin açık açık yazmıştım. Ben bu arkadaşı hiç tanımam ben belgeler üzerine yazdığım yazıdan dolayı bir günde her şey düzeleceğine inananlar olabilir. Ancak böyle olmuyor.
Ben gazetecilik görevimi yapacağım bu konuyla ilgili diğer etkenler kendi görevlerini yapacaklar. Tolgahan Demir’in yeniden seçilmesi benim yazdığım gerçeklerin üstünü kapatmıyor. Bilakis üzerine daha çok gidilerek konu derin derin detaylı bir şekilde araştırmayı hak ediyor.
Hatırlayalım, 2025 yılının ilk 11 ayında makam aracına harcanan 474 bin liralık mazot gideri, matematiksel olarak ayda 13 bin kilometre yol yapıldığı anlamına geliyor ki bu durum, oda başkanının Antalya’yı yönetmek yerine her gün Ankara’ya gidip geldiği ya da kıtalar arası keşfe çıktığı gibi absürt bir tabloyu karşımıza çıkarmıştı.
Esnaf dükkanına gidecek yol parasının hesabını yaparken, sadece harcırah adı altında kasadan çıkan 898 bin liranın ve 4 yıllık toplamda 112 bin doları bulan ekstra masrafların savunulacak hiçbir tarafı da yoktu.
Bu tabloya rağmen Tolgahan Demir’in yeniden seçilmiş olması, esnafın bu harcamaları onayladığı anlamına değil, Antalya’daki derin denetimsizliğe işaret etmektedir. Şayet bu rakamlar bir belediye mizanında yer alsaydı, bugün sorumlular Danıştay raporları ve mahkeme dosyalarıyla boğuşuyor olurdu.
Ancak esnaf odaları üzerindeki bu dokunulmazlık zırhı, "kimin parasıyla kime caka satılıyor?" sorusunu sormamızı zorunlu kılıyor. Bu olay sadece bir yönetim zafiyeti değil, ucu savcılığa uzanması gereken bir derinleştirme sürecidir.
Sanayi ve Ticaret İl Müdürlüğü başta olmak üzere ilgili kurumların sessiz kaldığı bu noktada, artık yargının devreye girerek başkanın ilk seçildiği günden bu yana elde ettiği menkul ve gayrimenkul artışlarını, ödediği vergileri ve bu astronomik harcamaların hangi "hizmet" için yapıldığını sorgulaması gerekmektedir.
Özellikle son günlerde hafriyat yolsuzluğu gibi büyük dosyalarda henüz somut bir adım atılmadığı algısı toplumda yaygınlaşırken, Kuaförler Odası’ndaki bu pervasız harcamalar karşısında sessiz beklenmesi adalet kavramına olan güveni zedelemektedir.
Bu durum, adalet üzerinden Cumhur İttifakı’na yönelik eleştirilerin dozunu artırmaktan başka bir işe yaramamaktadır. Oysa basit bir müfettiş denetimiyle tüm bu "sefa" düzeni ve kaynak aktarımı gün yüzüne çıkarılabilir. Antalya esnafı saf değildir; kendi cebinden çıkan aidatların kimlerin şahsi kasası haline getirildiğini görmekte ve bir an önce devletin o beklenen denetim mekanizmasını çalıştırmasını beklemektedir.
Kimse bu nasırlı ellerin helal rızkıyla kurulan makamlarda, esnafın sırtından zenginleşme hesabı yapmamalıdır.