
Yeni Adalet Bakanı Akın Gürlek’in İstanbul’daki bir ziyarette “Adalet güçlüden yana değil, haklıdan yana olacak''. Sözleri aslında Türkiye’de yıllardır süren büyük bir tartışmanın tam merkezine oturuyor. Çünkü bu ülkede vatandaşın adalete dair en büyük kaygılarından biri, adaletin gerçekten güçlüden mi yoksa haklıdan mı yana olduğudur.
Şahsen Akın Gürlek’in bu sözleri söylerken samimi olduğuna inanıyorum. Ancak mesele sadece samimiyet meselesi değil. Türkiye’de siyaset ile adalet mekanizmasının iç içe geçtiği algısı o kadar büyüdü ki, en doğru sözler bile çoğu zaman şüpheyle karşılanıyor. Adaletin dağıtıldığı yerde en küçük bir gölge bile varsa, o gölge bütün sistemi tartışmalı hale getiriyor.
Bu yüzden Antalya’da yaşanan bazı gelişmeler, adalet konusundaki güven meselesini yeniden gündeme getiriyor. Kentte uzun süredir konuşulan ve trilyonluk rantlarla anılan bazı imar uygulamaları artık yalnızca bir şehircilik tartışması olmaktan çıktı. Öyle ki, bu projeler nedeniyle sadece adalet değil, bazı devlet kurumlarının işleyişi bile sorgulanır hale geldi.
İşin daha da dikkat çekici tarafı ise bazı olayların medyada son derece sınırlı ve kısır biçimde yer alması. Antalya’da imar üzerinden oluşan bu büyük rant düzenini kuranların, bazı medya mensuplarını kullanarak yaptıklarını meşrulaştırmayı başardığı yönünde ciddi iddialar konuşuluyor. Sokaktaki vatandaşın bile açıkça dile getirdiği isimler var. Bunlardan biri de Rıdvan Güzel ve şürekası…
Kentte konuşulanlara bakılırsa, devlet kurumlarının da içinde bulunduğu bir organizasyonla devasa rantlar elde ediliyor. Antalya’nın tam göbeğinde yaşanan bu gelişmeler hakkında neredeyse kimsenin cesurca konuşmaması cesurca konuşmaması kaçmıyor. Bu sessizliğin nedeni iki ihtimalle açıklanıyor: Ya elde edilen rant o kadar büyük ki herkes payını alıyor, ya da kurulan ağ o kadar geniş ki bu ağın dışında kalabilen kimse yok.
Oysa Cumhurbaşkanı Erdoğan uzun süredir yatay mimari vurgusu yaptı. Buna rağmen Antalya’da ortaya çıkan bazı projeler bu söylemin tam tersine bir tablo ortaya koyuyor. Önce Muratpaşa Belediyesi’nin bu süreçlerin dışında bırakıldığı konuşuldu. Ancak daha sonra ortaya çıkan bilgiler, belediyenin de tartışmaların merkezinde yer aldığı anlaşıldı.
Bu süreçte bazı gazetecilerin Rıdvan Güzel hakkında övgü dolu yazılar kaleme alması da dikkat çekti. Aynı gazetecilerin Metin Bucak’la ilgili haberlere karşı sert bir savunma refleksi göstermesi, kamuoyunda farklı soruların sorulmasına neden oldu. Gazetecilik eleştiriye açık bir meslek olsa da, kamuoyunun merak ettiği soruların cevapsız kalması güven sorununu büyütüyor. Otomobiller filan ortalıkta dolaşa söylentiler.
Bütün bu iddiaların merkezinde ise çok basit ama önemli bir soru bulunuyor: Dün klimacılık yaptığı söylenen bir kişinin bugün bu büyüklükte projeleri finanse edebilecek güce nasıl ulaştığı. Bu sorunun cevabı şeffaf bir şekilde ortaya konulmadığı sürece tartışmalar bitmeyecek gibi görünüyor.
Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in küçük esnafa kadar uzanan sert denetimleri düşünüldüğünde, kamuoyu doğal olarak şu soruyu soruyor: Bu büyüklükteki projelerin para hareketleri incelendi mi? Yapılan para transferleri araştırıldı mı?
Öte yandan Antalya’daki mimarlık çevrelerinde de konuşulan bazı gelişmeler var. Önceki Mimarlar Odası Başkanı Hasan Çerçiler’in seçim kaybında Rıdvan Güzel ile yakın ilişkisi bazı projeleri kendi firmasının çizdiği gibi olayların etkili olduğunu herkes biliyor. Yeni seçilen Mimarlar Odası Başkanı Başkan Fatma Gül Yalçınkaya ile Güzel veya çevresinin temas kurup kurmadığı ve bu süreçte birden bire derin sessizlik oluşup oluşmadığı da kentte konuşulan başlıklar arasında.
Tüm bu soruların bir diğer boyutu ise siyaset. Rıdvan Güzel’in arkasında bazı siyasilerin olduğu yönündeki iddialar da kamuoyunda dile getiriliyor. Elbette bunların hepsi iddia ve bir hukuk devletinde bu iddiaların gerçek olup olmadığını ortaya çıkaracak tek yer yargıdır.
Tarih bize şunu gösteriyor: Büyük dosyalar çoğu zaman küçük bir kıvılcımla açılır. Bir gün biri konuşur, bir belge ortaya çıkar, bir soruşturma başlar ve yıllarca konuşulan iddialar bir anda gün yüzüne çıkar.
İşte tam da bu noktada gözler Adalet Bakanı Akın Gürlek’e çevriliyor. Antalya’daki bu iddialar gerçekten araştırılacak mı? Rıdvan Güzel ve çevresinde olduğu söylenen isimler, kendilerini dokunulmaz zanneden yerel güç odakları ve onların arkasında durduğu iddia edilen kişiler yargı önüne çıkarılabilecek mi?
Yoksa “adalet güçlüden yana değil, haklıdan yana olacak” sözü de Türkiye’de sıkça duyduğumuz siyasi cümlelerden biri olarak mı kalacak? Rıdvan Güzel'in arkasında hangi siyasiler var? Bütün bunların elbet bir gün ortaya çıkması sağlanacaktır. Her şey bir kıvılcım ile başlar. Akın Gürlek bakalım Rıdvan Güzel ve arkasında ya da kuyruğunda yer alan camcıyı, gofti kabadayı naraları atan Neco’yu, bunları her türlü yargıdan koruyacağına inanan kayayı ve hangi hamileri var ise Akın Gürlek bunları yargıya teslim edebilecek mi? Mallarını mülklerini şimdiden transfer yapmaya başlamışlar. Erken davransa iyi olur.
Bu sorunun cevabını zaman verecek. Ama Antalya’da birçok insan aynı şeyi merak ediyor:
Adalet gerçekten güçlüden yana mı olacak, yoksa haklıdan yana mı?