Erdoğan Kırmızıoğlu


Matem Gününde Vatan KIRIM’I Unutmadık…

Bugün 18 Mayıs, başta Vatan Kırım’da Kırım Türkü kardeşlerimiz ve Diasporada Türkiye ve diğer ülkelerde yaşayan Kırım Türkü soydaşlarımız için matem günü.


         Ramazan ayını idrak ettiğimiz  günde  bir kez daha bir Türk Yurdu KIRIM’da geçmişte 18 Mayıs 1944 yılında bir gecede yapılan sürgünü ve sürgün sorası zulüm ve katliam ile çekilen ızdırapları ve yitirilen insanları anarak yüreğimiz buruk geçecek. Ruslar tarafından Yasaklar ülkesi haline getirilen Kırım hariç, Türkiye ve birçok ülkede yüreği Kırım Türklüğü ve Turan Türklük ülküsü  ile yanan insanlarımızca, Stalin’ in emri ile Kırım’da bir tek KIRIM TÜRK’Ü kalmaksızın gerçekleştirilen insanlık dışı sürgün katliam asimilasyon , bir kez daha düzenlenecek “18 Mayıs Sürgüne Zulme Lanet, KIRIM TÜRKLÜĞÜNE Destek”  mitingleriyle protesto edilecek.

           Bende bugün köşe yazımda içimden gelen duyguları dile getirerek, matem gününde sürgünde ve sonrasında canlarını kaybeden tüm KIRIMLI SOYDAŞLARIMIZA Allah’dan rahmet dileyerek, VATAN KIRIM’da ve sürgünde dökülen kanların yerde kalmamasını, bir an önce gerekli uluslararası platformlarda gerekli adımların atılarak “Kırım Sürgünü ve Soykırımı” tasarısının tıpkı “Sözde Ermeni Soykırım Tasarıları “ gibi ele alınmasını ve yaklaşık 240 yıldır KIRIM TÜRKLÜĞÜNÜ KIRIMDA YOK ETME, KIRIMIN  KIRIM TÜRKLERİNİN KIRIMI projesine dur demek için gerekli adımların Kırımlı ve Turan Türk Aydınları tarafından atılmasını, dünya ülkelerinde lobiler kurularak oluşturulacak heyetlerle Rusların Kırım’da halen yürüttükleri Kırım Türklerine baskı sindirme yok etme faaliyetlerine yerinde görülerek bir an önce raporlar düzenlenip BM ‘ e sunulmasını, bu tür insanlık dışı kültürel yaşamsal özgürlüklere getirilen sınırlama yasaklara BM nezdinde son verilmesini istiyorum.

           İnsan yaşamı elbette değerli. Dünyanın neresinde olursa olsun, hangi amaçla yapılırsa yapılsın, kim/kimler tarafından yapıldığına bakılmaksızın tüm zulüm işkence asimilasyon faaliyetlerini buradan bir kez daha lanetliyorum.                 

           Bu konularda Doğu Türkistan’da Uygurlu kardeşlerimize, Suriye, Irak, Arakan Bosna ve diğer ülkelerde yapılan katliam zulümleri dile getiren birçok yazı yazdım.

           Filistin’de İsrail Devleti tarafından yapılan Arap katliamını zulümleri lanetlerken geçmişte yapılan Türk katliamlarını da unutmayalım. Biz Türk Milleti olarak mazlum milletlerin hep yanında olduk, Arab’ın kanı akarken onlara verdiğimiz desteği, acaba onlar Arap devletleri hangi Türk diyarında yapılan zulümde tepki gösterdi yanımızda oldu?  Bunları göz önüne getirmekte fayda olacağına inanıyorum.

          Bugün 18 Mayıs. Kırım Tatar Türklerinin Vatanları KIRIM’dan Sürgün edildikleri gün. Gözlerimizde yaş, yüreğimizde derin acı var.

          Ben bugün geçmişte yapılan sürgünü tekrar hatırlatmak istiyorum. Yaşadığımız dünyada başta ABD olmak üzere AB ülkeleri sürekli olmamış bir Ermeni Soykırımından bahsederler. Ülke meclislerinden kararlar alırlar. Her yıl ABD senatosunda Ermeni Soykırımı geçecek, geçiyor gibi haberleri izleriz. Türkiye’de başımızda ülkeyi yöneten siyasilerde heyecanlanır. Eğer soykırım senatodan geçmedi ise, başarılı olduk diye haftalarca onu konuşurlar.

          ABD ‘NİN Kızılderilileri yaptıkları soykırımdan bahsedilmez. Almanların Yahudilere yaptı soykırımdan bahsedilmez,  hele ki; Rus insan kasabı STALİN’İN Kırım Tatar Türklerine 18 Mayıs 1944 ‘de yaptı zülüm, katliam, sürgün, soykırım, diasporadan hiç bahsetmezler. AB ülkeleri ve ABD ‘NİN bazı kesimler toplumlar bu konuda, hep sessizdirler…

          Çünkü yapılan katliam Türk Milletine, Kırım Tatar Türklerine yapılmıştır. Onlar için önemli değildir. Akan kan Türk kanıdır, onlar için hiç değerli değildir. Ellerinden gelse, Avrupa’dan çıkardıkları Türkleri, Anadolu topraklarından, Orta Asya’dan dünya coğrafyasından,  silecekler, tarihe gömeceklerdir.

          Bugün 18 Mayıs… Anadolu’nun Türkleşmesinden öncede Türk Yurdu olan, tarihte Altın Orda İmparatorluğu, Kırım hanlı gibi ihtişamlı, güçlü devletleri bünyesinden çıkaran bu topraklar ne yazık ki; katliamları, sürgünü, diasporayı yaşadı.

         Bundan tam 74 yıl önce 18 Mayıs 1944 ‘de Rus Lider, insan kasabı STALİN, 500 bine yakın Kırım Tatar Türkünü bir gecede Orta Asya içlerine, Sibirya ‘ya sürgün etmişti.

         Bugün Kırım yarımadasında yaşayan, pek çoğumuzun ‘TATARLAR’ olarak andığı Kırım Türkleri, bu günkü Kırım topraklarına, 9. ve 10. yüzyılda gelmeye başladılar. Geldikleri tarihlerde ‘Kıpçaklar’ olarak biliniyorlardı.

        Rus kaynaklarındaki isimleri ‘Kumanlar’ idi. Kıpçaklar, savaşçı insanlar olmakla birlikte, kalıcı devlet kuramadılar. Genel olarak, birlikte oldukları milletlerin yönetimlerinde yaşadılar ve onların kültürlerini benimsediler. 12. yüzyılın sonlarına doğru, tarih kitaplarımızda ‘ALTINORDU’ olarak geçen, gerçek adı ALTIN ORDA olan devletin temelleri atıldı. 1238 yılına gelindiğinde BATUHAN devletin hâkimi olmuştu.

         Devletin halkı, Kıpçak Türklerinden oluşuyordu. BATUHAN’IN kardeşi BERKE HAN Müslümanlığı kabul edince Kıpçaklar, kültürel bir değişim yaşadılar. Bu değişimin sonunda ‘Kırım Türkleri’ denilen millet oluştu. ALTINORDU Devleti, son hakanları Toktamış Han zamanında, Emir Timur’a yenilince güç kaybetti. 1419 yılında tarih sahnesinden tamamen silindi. Yerine birkaç hanlık kuruldu. Bunlardan biri, 1441 yılında Hacı Giray’ın kurucusu olduğu Kırım Hanlığı’dır. Hacı Giray Han, 1454 yılında, Osmanlı Devleti’nin askerî desteği ile kendilerini rahatsız eden Cenevizlileri yendi. Böylece Osmanlı Devleti – Kırım Hanlığı ilişkisi başladı. İkinci Kırım Hanı Mengli Giray döneminde Kırım, Osmanlı Devleti’nin himayesine girdi. Himaye 300 yıl devam etti.

        Rusya’nın gelişme politikalarını uygulamaya koyduğu dönemlerde Kırım’da taht kavgaları başlamıştı. Osmanlı Devleti de güç kaybediyordu. Olaylar aynı tarih dilimine denk geldi. 1768 – 1774 Osmanlı Rus Savaşları yaşandı ve 21 Temmuz 1774 tarihinde Küçük Kaynarca Antlaşması imzalandı. Bu Antlaşmaya göre Kırım, Osmanlı’dan kopartıldı, bağımsızlaştırılarak Rusya’nın kolayca yutabileceği bir lokma haline getirildi. Ruslar, Kırım’daki taht kavgalarını körükleyerek iç savaş haline dönüştürdüler. Bu sebeple Kırım Türklerinin bir bölümü, 1778 yılında, ‘Ak Topraklar’ dedikleri Osmanlı yönetimindeki bölgelere göç etmeye başladılar. Yerlerine, 75.000 Rus köylüsü yerleştirildi. 8 Nisan 1783 tarihinde Rus Generali Potemkin komutasındaki Kızıl Ordu, Kırım’ı işgal etti. Kırım, Rusya’nın bir vilâyeti haline getirildi. Kırım Türklerinden bir bölümü daha Ak Topraklara doğru yola çıktı.

       1783 – 1800 yılları arasında 500.000 kişi yurdunu terk etti. Ayrılanlar, toplam nüfusun % 35’i idi. ( Benim ailemde bu yıllarda Anadolu’ya Antalya’ya göç etti. )  Göçler, 1800’lü yıllar boyunca hep devam etti. Romanya üzerinden Polonya steplerine, Litvanya’ya, Avrupa dan A.B.D kadar göç dalgası sürdü. Bu göçlerde Sayı, 1,5 milyona ulaşmıştı. Bugün Türkiye topraklarında bile 6–7 milyon Kırım kökenlinin yaşadığı tahmin edilmektedir.

       1900’lü yılların başında, yarımadada kalan Kırım Türklerinin sayısı, 300.000 olarak tahmin ediliyor. İkinci Dünya Savaşı yılları, Kırım Türkleri için acılarla dolu olarak geçti. Güzel Kırım da kan ve gözyaşı vardı. Kırım kan ağlıyordu.

 

       SÜRGÜNÜN UYGULANMASI.

 

       Savaş sonunda Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği (SSCB) Devlet Başkanı Stalin, Kırım Türklerinin savaş sırasında Almanlarla işbirliği yaptığını iddia ederek top yekûn sürgüne gönderilmesini emretti. Emir, 18 Mayıs 1944 gecesi Kırım Türklerine iletildi. İki saat içerisinde, evlerinden hiçbir eşyayı almaksızın, bulundukları köyün – kasabanın – şehrin meydanında toplanmaları isteniliyordu. Evini terk etmek istemeyenler zorla götürüldü. Çoğu evinden gittiği yerde ocağı tütsün diye yanan ocaklarından birer köz alıp, çıktılar Direnenler, dipçik darbeleriyle hemen oracıkta öldürüldü.

       Çığlıklarla inleyen gökyüzünün karanlığını delmeye çalışan güneş, kana bulanmış Kırım topraklarına ilk ışıklarını gönderirken, 423.100 kişiden oluşan Kırım Tatar Türkleri, hayvan taşınmasında kullanılan tren vagonlarına, âdeta istif eder gibi yerleştirildiler. Vagonlara doldurulanların 57.000’i 0–5 yaş arası çocuk, 68.000’i ise 60’ın üzerinde yaşlı insanlardı. Dünyada eşi benzeri hiç görülmemiş bir milletin yok edilişi diasporası sergilenmeye başlanmıştı.

       Yapılan işlem, Kırım Türklerini yok etme politikasının, o günün öncesinde ve sonrasında, tarihin yazmadığı bir vahşetle uygulanması idi. Bir aydan fazla süren yolculuk sırasında, kimsenin vagonlardan inmesine asla izin verilmedi. Her türlü ihtiyaçlar, vagon içerisinde karşılanıyordu. Ölenlerin cesetleri kokmaya başlayıp esasen zor teneffüs edilen hava, tehlikeli ölçüde zehirlenince, pencerelerden rast gele atılıyordu. Yolculuk sırasında 195.371 kişi öldü.

      Trenler; Kabartay, Sibirya, Kırgızistan, Kazakistan ve Özbekistan’da yolcularını boşalttılar. Özbekistan’a gelenler, daha önceden hazırlanmış ve tembihlenmiş Özbek Türkleri tarafından taşlandı. Yaralananlar ve ölenler oldu. Hayatta kalmayı başarabilenlerin % 3’ü, çok kötü şartlar altındaki hayata dayanamadı. Açlık, sıtma, verem ve diğer hastalıklar sebebiyle ilk altı ay içerisinde öldü. Geri kalanlar, farklı iklim şartlarındaki sürgün bölgelerinde can, mal ve kültürel değerlerini korumaları engellenerek âdeta açık hava hapishanesi şartlarında yaşamaya mahkûm edildiler.

       Kırım Türkleri, 1956 yılına kadar zor şartlar altında hayatta kalmak için uğraş verdiler. Bulundukları yerleşim alanının dışına çıkmaları yasaktı. Eğitim görmeleri engelleniyor, kültürlerini korumalarına izin verilmiyordu. Kırım şivesiyle konuşanlar, şarkı-türkü söyleyenler cezalandırılıyordu. 1956 yılında Krusçev, Stalin dönemini karalama kampanyası başlattı. Bu kampanya ile Kırım Türkleri, rahat nefes alma imkânı bulabildiler. Kültürel organizasyonlarına ve eğitim görmelerine izin verildi.

      Bu yumuşamadan cesaret alan Kırım Türkleri, vatana dönmek istediklerini ilgililere duyurmaya başladılar, Kremlin’e temsilciler gönderdiler. 1960’lara gelindiğinde sürgündeki Kırım Türklerinin millî mücadelesi, firesiz bir kitle hareketine dönüşmüştü. Miting ve protesto toplantıları düzenlendi. Toplantılara katılanlar ağır şekilde cezalandırıldı. 23 Nisan 1978 günü Musa Mahmut isimli bir Türk, soydaşlarına yapılan haksızlığı protesto etmek için kendisini yakarak intihar etti. Kırım Türklerinin efsaneleşen lideri Abdülcemil Mustafa Kırım oğlu hapse mahkûm edildi. 6 Temmuz 1987’de başlayıp 5 Ağustos 1987’ye kadar devam eden Moskova gösterilerinden sonra, SSCB yönetimi, Kırım Türklerinin vatana ihanet suçlarını kaldırdı. Yine de dönüş izni vermedi.

 

      SÜRGÜNDEN VATANA DÖNÜŞ…

 

      Beklenen izin 1990 yılının Temmuz ayında çıktı. Kırım Türklerinden bir grup, 2–3 ay süren çileli yolculuktan sonra ata yurduna döndü. 1944’e ayrılırken üzerlerindeki elbiselerden ve gönüllerindeki vatan aşkından başka hiçbir şeyleri yoktu. Dönüşte; ceplerinde diplomaları, altlarında arabaları, cüzdanlarında az veya çokça bir paraları vardı. Kimi inşaat mühendisi, kimi doktor, kimi müzisyen olarak meslek sahibi olmuştu. Vatana döndükten sonra aylarca naylondan yapılmış çadırlarda yaşadılar. İmkânı olanlar kendi evlerini kendileri inşa ettiler. Olmayanlar, zor şartlar altında, fakat vatanda olmanın huzuru içerisinde yaşamaya çalışıyorlar. Sürgünden dönenlerin sayısı 260.000 civarında. Daha bir o kadarı dönüş izni bekliyor, imkân arıyor.

       Türkiye’de bazı aydın zümrelerin olmamış bir Ermeni katliamlarından sürekli bahsederek edebiyat ödüllerini alırken, öteki tarafta Kırım Tatar Türklerine yapılan sürgünü, DİASPORAYI görmemezlikten gelmelerini, bir türlü anlamak mümkün değil.

        Sovyet rejimi bile yıllar önce yapılan hatayı kabul ederek, Kırım Tatar Türklerine tekrar ana topraklarına dönme izni vermiştir. Her yıl kutlanan Kırım Sürgünü buradan tüm dünyaya haykırarak, bir kez daha ibretle kınıyorum. Rus lider STALİN’İ lanetliyorum. Sürgünde katliamda ölenlere Allah rahmet eylesin diyorum.

       2014 Şubat ayında uygar dünyanın gözü önünde Rusya tarafından bir kez daha bir anda hiçbir sebebe dayanmadan yapılan Kırım İşgalinin son bulmasını, bugün Öz Vatanlarında Ruslarıyla baskılarla yok edilmeye çalışılan KIRIM TÜRKLERİNE Birleşmiş Milletler ve Dünya Ülkelerinin gerekli hassasiyeti göstermelerini ülkelerinde özgürce baskı zulüm görmeden yaşam haklarına yeniden kavuşmalarını istiyorum.

       Kırım Yurdunda Tamgalı Gök Bayrağın hiç inmemek üzere dalgalanacağını ümit ediyor, Kırım Tatar Millet Meclisi Başkanı Rafet ÇUBAROV’A ve Ukrayna Milletvekili, Kırım Türklerinin Eşsiz Lideri Mustafa A.KIRIMOĞLU’NA verdiği mücadelede başarılar diliyor, Kırım Tatar Türklerinin anavatanlarında tekrar tüm zorluklara rağmen yeniden var olacaklarına inanıyorum…

       Ay yıldızlı al bayraktan, tamgalı gök bayrağa selam olsun…

       Turan Dünyasının Ülkeleri halkları, Kırım Tatar Türkleri, Türkiye Türkleri, Orta Asya Türkleri, Dünya Türkleri , Dünya Türklüğünün Milliyetçi, Aydın, Gençleri, Kırım’da Kırım Türklerine yapılan sürgünü baskı katliam asimilasyonu unutmadı, unutmayacak, unutturmayacak

           

      Erdoğan KIRMIZIOĞLU

              Araştırmacı