Erdoğan Kırmızıoğlu


Hiç dinmeyen gözyaşı....

.


Anavatan Doğu Türkistan’da

Yecüc mecüc kavmi işgalci Kızıl Çin,

Dün Mao, bugün Şi Cinping…

Az çekmedi Türk Milleti , Çin’in eli kanlı diktatörlerinden….

 

 

“Anavatan, Doğu Türkistan…”

 

Ne çok hüzünlüdür, Anavatan Can Türkistan’ın hikâyesi

Ne anlatmaya, ne dinlemeye,

İnsan yüreği dayanmaz.

Ata yurdunda, yıllarca akan Türk’ün kanı bir türlü dinmez.

Anavatanda işgalci Yecüc Mecüc kavmi Çinliler,

Türk diyarını sömürmeye, katliam, zulüm yapmaya,

Türk kanı akıtmaya, bir türlü doymaz.

Anavatan Doğu Türkistan’da

Uygur Türkünün bitmeyen çilesi,

Onca yaşanan zulümler, sürgünler, göçler,

Vatan hasretiyle yanan gönüller,

Gözler de hiç dinmeyen yaşlar,

Çekilen acılar, hep yara alan yürekler,

Tek başına mahzundur Doğu Türkistan’da Uygur halkı,

Yirminci asırda onca bağımsız devlet kurulmuş iken,

Dünya insanlık tarihine damga vuran,

Mu medeniyetinden günümüze köprü olan,

Neydi Doğu Türkistan Uygur Halkının günahı?

Atalarının bıraktığı vatanlarında,

Kanı Türk, adı Uygur, yurdu cennetti.

Bahçelerinde özgürce bülbüller öterdi,

Bu yurtta Uygurlular, Çinlilere kök söktürmüş,

Tarihi taşa kazıyıp, kitabelerini dikmişti.

Kanı ile suladığı bu kutsal topraklara,

Balbal, kurgan, kümbet, medrese, cami,

Han saray, kervansaray, konak ev yapmış,

Karızlar inşa etmiş, sular taşımış,

Verimli toprakları sulamış, ipek yolunda,

Kaşgar, Yarkent, Hotan, Aksu, Uçturfan, Kumul,

Altay, Gulca ve Turfan ‘da kentler kurmuş,

Altın ve demiri işlemiş, eşsiz eserler yapmış,

Uygarlıklar tarihinde, adıyla şanıyla kök salmış,

Kağanlar kağanı Kutluk Bilge Kül Kağan,

Orhun ırmağı kıyısında Ordu –balık kentinde,

742 yılında kurmuştu Uygur Kağanlığının budunu,

Tanrı dağlarında, kutsal  Ötüken ormanında,

Altay’da yurt kurup, toy düzenleyip,

Alperenleriyle, hanlarıyla tarih yazmış,

Köklü medeniyetiyle anılmıştı Uygur Türkleri.

Doğu Türkistan’da yecüc mecüc kavmi işgalci Çin

Elbet bir gün geldiği gibi gidecek,

Doğu Türkistan İstiklal mücadelesi,

Zaferle sonuçlanacak,

Ata toprağına uzanan sömürü son bulacak,

Doğu Türkistan’da Uygur halkı,

Tıpkı geçmişte olduğu gibi,

Zaferlerine zaferler katacak,

Uygur Türklerinin destanlarına,

Bir yenisi eklenecek,

Vatan Doğu Türkistan’da,

Ana kökünü bulan dallar, budaklar,

Dünya’ya yayılan Uygurluları tekrar toplayacak,

Daha sağlam, daha inançlı olarak,

Türk Milletiyle halkıyla bütünleşerek,

Dünya milletlerinin safhına katılacak,

Uygur halkından daha nice Kürşatlar,

Osman Batur’lar , İsa Yusuflar Rabialar çıkacak,

Mertlik, yiğitlikle isimler anılacak,

Uygur halkı, yeniden şahlanacak,

Özgürlüğünü hiç bırakmayacak,

Mavi ay yıldızlı Gök bayrak,

Hiç inmeyecek şekilde ,

Mavi göklerde yerini alıp dalgalanacak,

Türk Milleti, Vatanı, Doğu Türkistan’da,

Yeniden Turan bayrağı altında buluşacak,

Doğusuyla batısıyla Büyük Türkistan

Geçmişte Hep Türk’tü, bugün yarın hep Türk kalacak!”

 

Şiir : Erdoğan KIRMIZIOĞLU

 

 

 

      Ata yurdu Doğu Türkistan’ı işgal eden, yıllarca katliam zulüm uygulayan Yecüc Mecüc kavmi Çinlilere lanetler olsun!

    Sevgili okurlarım! Köşe yazıma hiç alışık olmadığım şekilde lanet ile başladığım için sizlerin affına sığınıyorum. Günümüzde İnsan Hakları ve Demokrasinin her geçen gün ilerlemesi için çalışıldığı dönemde, Doğu TÜRKİSTAN’da Doğu Türkistan Halkı UYGURLARA ve Diğer Türk Müslüman Grublara işgalci Çin’in  ,  BM , ABD, Batılı Devletler , AB ülkelerini hiçe sayarak , uygulanan zulüm, katliam, asimile , kültürel eserleri yok etme faaliyetlerine aralıksız devam etmesi gerçekten çok üzücü. Dünya Milletlerinin gözünün önünde Doğu Türkistan Halkı Anavatanlarında kültürleriyle tarihten gelen miras eserleriyle yok ediliyor.

     Arap baharı için mesaisini harcayanlara, sürekli medya da Filistin Gazze, Suriye, Irak, Mısır, Libya, Araka’nda yapılan katliamları işleyenlere, Doğu Türkistan’da, Suriye Irak Türkmen bölgesinde, Batı Desti Kıpçak Bölgesi Kırım’da, Güney Türkistan Afganistan’da, Azerbaycan Hocaalide, Yunanistan Rumeli Batı Trakya’da , Türk diyarlarına yapılan katliam zulüm, asimilasyon, her türlü sömürmeye kaynakları yok etmeye yönelik emperyalist girişimleri, bir türlü görmeyenlere de yazıklar olsun!

     Yıllarca Araplara güvenilmeyeceğini köşe yazımda hep gündeme getirmeye çalıştım. En son güncel habere göre, BAE İsrail ile anlaşmaya vardı.  İsrail, Mısır Devleti ile 1979’da,  Ürdün Devleti ile 1994’te barış anlaşmaları imzalamıştı. Ancak BAE, diğer birçok Arap ülkesiyle birlikte İsrail’i tanımamıştı ve şimdiye kadar İsrail ile resmi diplomatik veya ekonomik ilişkileri bulunmuyordu. BAE İsrail ile böyle bir anlaşmaya varan ilk Körfez Arap ülkesi oldu. Bizde Arap baharı hayranlarının bile şoke olduğu anlaşmada  Hani nerde  kaldı Arap milletinin kendi Filistin davasını savunmaları? Filistin davasını savunma Arap Milletine değil , bizim Arap sevicilere kaldı. Onlar Türk diyarlarında yıllarca süren Doğu Türkistan , Karabağ , Kırım, Kıbrıs , batı Trakya, Süriye Irak Türkmen davalarını görmezden gelirler…Varsa yoksa onlar için önemli olan Filistin Davası’dır.    

       Tarih’te görülmüştür ki ; Üç kıtaya yüzyıllar boyu hâkim olmuş, Türk Milletinin hâkimiyeti altında uzun süre Milletler yaşamış. Türk Milleti hakim olduğu topraklarda yaşayan milletlere hiçbir zaman asimile sömürü uygulamamış. Yol, köprü han, hamamlar, saraylar yapmış, oralara hizmetler götürmüş, o yörelerin kalkınması için çaba göstermiş. Ya Türk diyarlarını eline geçirenler ise; O kutlu toprakları sömürmüşler, han hamam cami mescit, külliye, Türk den kalan ne varsa harap edip yakıp yıkmışlar, orada yaşayan Türk halkını da devamlı asimile uygulamalarına tabi tutmuşlar.

       Türk coğrafyasına yapılan bu tür yok etme, sömürme, zulüm katliam, asimile etme girişimlerini, nerede olur ise olsun, bu tehlike nereden gelirse gelsin, ister batı devletleri, ABD, AB topluluğu, ister doğulu devletler Rusya, Çin, İran, hiç fark etmez. Türkiye bu tür hareketler karşısında devletiyle milleti ile bir bütün olarak karşı koymalı, bu Türk coğrafyasında karındaşlarının her zaman yanında olduğumuzu göstermeli, onlara karşı uygulanan katliam, asimile, yok etme uygulamalarına karşı dünyaya haykırabilmeliyiz. Bu konuda Türkiye’yi yöneten siyası iradenin de dış politika da, uluslar arası platformlarda, bu konuda güçlü kararlı politikalarıyla, bu davaların savunucusu olduğunu dünya kamuoyuna gösterebilmelidir.

     Bugün sizlere dünyanın seyirci kaldığı, çok kısıtlı imkanlarla elde edilen bilgi ve kaynaklara göre Çin’in, son  zamanlarda Doğu Türkistan’da Uygur Özerk Bölgesi’nde sürekli artırdığı Doğu Türkistan halkına yaptığı katliamlardan asimile çalışmalarından bahsedeceğim. Çin katliam yaptığı bölgeyle dünyanın irtibatını kestiği için, maalesef o bölgede yaşayan binlerce Müslüman Uygur Türkü’nün akıbetini bilemiyoruz.

      Ne çok hüzünlüdür Doğu Türkistan’ın, Uygur Türklerinin hikâyesi. Ne anlatılmaya, ne de dilemeye, Onca çekilen acı, zulüm, katliam sürgüne yürekler dayanmaz.

       Birçok yazımda, Doğu Türkistan’ın derin ihtişamlı geçmişini, günümüze kadar gelen hüzünlü tarihini, her geçen gün artan Çin katliamlarını, Çin’in kazanılmış topraklar olarak görüp devamlı Çinli nüfus yerleştirme ile Doğu Türkistan’da demografik yapı da yapmış olduğu değişimi, bu konularda oralardan aldığımız haberleri aktararak, dile getirdim.

      Dünyada hukukun, adaletin, kanunun olmadığı tek ülke Çin'dir. Niçin Çin'de, ne hakim, ne savcı, ne polis, Doğu Türkistanlı kardeşlerimize yapılan zulme karşı hiçbir şey yapmıyor?

       Başta Birleşmiş Milletler, İnsan hakları, dünyanın belli başlı örgütlerde bu konuda sessiz kalıyor .

       Doğu Türkistan’ı işgalden sonra yıllarca bölgenin nüfus yapısını değiştirmeye çalışan, Uygur Türklerini tarihiyle, kültürüyle ve bütün bir geçmişiyle asimile etmeye çalışan Çin yönetimi, bu bölgeye Türkiye’den gelen heyet sonrasında, burada yaşayan yerli halk Uygur Türklerine baskıları yoğunlaştırmakta, bir nevi Türkiye’ye de ince bir mesaj vermeye çalışmaktadır. Bu mesaj “Türkiye’ye çok güvenmeyin buranın patronu biziz” olmaktadır.

       Doğu Türkistan’da, Çin devletinin Uygur Türklerine bu kadar asimile uygulamalarına, Çinli nüfus yerleştirme gayretine rağmen, bir Uygur genci Çinli bir kızla asla evlenmiyor. Ya da Çinli bir kız Uygur genciyle evlenmiyor. Yapılan araştırmalarda; Doğu Türkistan’da Melez bir toplum ortaya çıkmamış şimdiye kadar. Bunu konuda Uygurlar çok duyarlı. Eğer bu olsaydı melez bir nüfus ortaya çıkacaktı, bu tür olaylarda hangi tarafa geçeceğini şaşıran bir toplum meydana gelecekti. Bazı Türk yoğunluğu olan ülkelerde, örnek vermek istemiyorum. Bu söz konusu değil. Bu ülkelerde, devamlı kız, alıp kız vermeyle, evlenmeler sık olmuş. Toplum melezleşmiş. Melez bir nüfus ortaya çıkmış ve bir toplumsal olay vuku bulduğunda da, bu tür olaylarda hangi tarafa geçeceğini şaşıran bir toplum meydana gelmiş. Uygurların kültürleri, aile şecerelerini korumada çok sağlam olduğu için, kendileri de devamlı birbirleriyle evlenerek toplumsal benliklerini koruyarak, Çin gibi bir ülke bünyesinde varlıklarını da devam ettirmişler.

        Doğu Türkistan’da yıllardan beri devam eden bu yıl Ramazan ayında ise iyice artan oruç ibadetinin engellenmesi, namaz cami ve hac yasağı getirilmesi, bayramda da Müslüman Uygur Türkü kadınlarının başörtülerine yönelik saldırılar, sakallı ve baş örtülü Doğu Türkistanlıların otobüse binme yasağı, Urumçi’de Cuma Namazı kılınmasını yasaklaması, Uygur Türklerine konan doğum yasağı ile 2 çocuktan sonraki doğumlarda, 9. ayında bile olsa kürtaj yapılması, gibi… Kişisel ve Toplumsal yaşamda demokratik hak ve özgürlüklerle bağdaşmayan, birçok yasakların getirilmesi, katliam bölgelerinin dünya ile irtibatının kesilmesini, başta Türkiye, İslam dünyası ABD ve batılı devletlerin bu uygulamalara seyirci kalmasını anlamak mümkün değil.

      İnsanın en temel hakkı olan kabul etmiş olduğu dinin ibadetlerini yerine getirememe hususunda ; Doğu Türkistan Genel Valisi Burhan Şehidi'nin ifadesine göre 1952'de çoğu din adamlarından oluşan 120 bin kişi idam edilmişti. Bugün dahi 18 yaşından küçüklerin, devlet memurlarının, işçilerin, emeklilerin, kadınların, öğrencilerin camilere girmesinin yasak olduğu Doğu Türkistan'da, yetişkinlerin de gruplar halinde ibadet etmelerine, vaaz verilmesine, uzun dua ve Kur'ân-ı Kerim'deki bazı ayetlerin okunmasına da kısıtlamalar getirilmiştir. Yasaklara uymayanlar ise sorgusuz sualsiz en ağır şekilde cezalandırılmışlardır ve halen de cezalandırılmaktadırlar. 1949-1979 yılları arasında Doğu Türkistan'da 29 bin cami yok edilmiş, 54 bin din görevlisi ağır çalışma kamplarına gönderilmiş ve yalnız Urumçi'de 370 bin Kur'ân-ı Kerim yakılmıştır. 1997 yılından bu yana sadece Hoten bölgesinde 1200 cami kapatılarak birçoğu da baraka, komünist parti merkezi, büro hatta mezbaha hâline getirilmiş ve Cuma hutbeleri de diğer bazı bölgelerde olduğu gibi yasaklanmıştır.

    Kızıl Çin'in 1949 yılından bu yana işgali altında tuttuğu Doğu Türkistan'ın kırsal kesimlerinde etrafı yüksek duvarlarla çevrili inşaatlar halen devam ediyor. Batılı kaynaklardan elde edilen uydu görüntülerinde, Doğu Türkistan çöllerinde inşa edildiği görülen,  içinde yüz binlerce Uygur Türkü'nün tutsak edilerek tutulduğu günümüz dünyasında insanlık ayıbı toplama kamplarının son bir yılda tam 3 katı büyüdüğünü ortaya koyuyor. Birleşmiş Milletler’in  (BM) elde ettiği bilgilere göre göre ÇİN, Doğu Türkistan’ da 1 milyon civarında Müslüman Uygur Türkünü  “eğitim merkezi” "rehabilitasyon merkezi" ya da "mesleki eğitim merkezi"olarak dünyaya lanse ettiği toplama kamplarında tutuyor.

     Çin, Komünist Parti'ye yakın kişileri halkın arasına sokuyor, istihbarat toplattırıyor ve bu istihbarat bilgileri sonucu şüpheli görülen kişiler güvenlik görevlilerine bildiriliyor daha sonrada bu kişiler tutuklanıyor, kamplara gönderiliyor.

      Daha önce toplama kamplarından birinde tutulan Kayrat SAMARKAN, anlattıkları tüyler ürpertici  :

      "Sorgulama sırasında ağır işkence gördük, ufacık hücrelerde çok sayıda insan bir arada tutulduk ve kimilerini intihara sürükleyen Komünist Parti rejiminin acımasız uygulamalarına maruz kaldık."Şu anda Kazakistan'da yaşayan Kayrat, 2017 yılının ekim ayında ziyaret amaçlı Doğu Türkistan'a döndüğünde hemen bir yerel polis karakoluna çağrılmış. Metal bir sandalyeye zincirlenerek 3 gün boyunca uykusuz bir şekilde sorgulandığını dile getiren Kayrat, sorgu sırasında sık sık, Çin'den neden ayrıldığı, Kazakistan'da ne iş yaptığı ve hangi sıklıkla camiye gittiğinin defalarca sorulduğunu belirtti. Geçmişte okul, hastane ya da kamu binası olarak hizmet veren bir çok bina da küçük kamplara dönüştürüldü. Sorgusu tamamlanınca da kendisine Kazakistan'a yakınlığı nedeniyle 3 ile 9 ay arasında Altay bölgesindeki bir "yeniden eğitim merkezine" gönderileceği tebliğ edilmiş.Toplama kampında 15 kişinin kaldığı bir hücreye konulmuş. O andan itibaren de günlük rutin Çince şarkılar ezberleyip söylemiş, Çince yazılar yazmış, Komünist doktrinler okumuş ve her gün Çin Komünist Partisi hakkında saatler süren konuşmaları dinlemek zorunda kalmış.Şu anda 30 yaşında olan Kayrat, "Beni alıp bir odaya götürdüler, metal, sandalyeye benzer bir cihaza bağladılar. Bu cihaza zincirlendiğinizde ayakta kalıp hareket edemiyorsunuz. Göğsünüz açıkta kalacak şekilde kollarınızdan metal cihaza bağlanıyorsunuz. Cihaza bağlı kaldığım 6 saat sonra tüm vücudum perişan haldeydi. Sadece 10 dakika bu cihaza bağlı kaldıktan sonra bedeniniz dayanamaz hale geliyor. Hareket ettikçe demirler vücudunuza temas ediyor. 6 saat sonra ise acı dayanılmaz hale geliyor." dedi. Kamp şartlarına daha fazla dayanamayan Kayrat Samarkan, 3 ay sonra intihar edince kendini toplama kampının revirinde bulmuş. 2018'in şubat ayında kamptan salıvermişler ve mart ayında da Kazakistan'a gitmesine izin verilmiş.

     Çin'in uygulamaya koyduğu  “aşırılıkla mücadele güvenlik önlemleri” sadece bu kamplarla sınırlı değil.Nüfusu oldukça az olan kırsal kesimlerdeki köyler bile güvenlik güçlerince mercek altına alınmış durumda. Çok sayıda casusun yerleştirildiği yerlerde kuş uçurulmuyor. Gülziya Mogdunkyzy de geçen yıl Kazakistan'dan Doğu Türkistan'ın Kaşgar kentindeki köyüne dönmüş. Ancak gelir gelmez ilk olarak ev hapsine alınmış.Yerel yetkililerin kendisine İslam'ı inkar etmesi ve bunu deklare etmek için de belge imzalamaya zorladığını belirten Gülziya, akrabalarının birçoğunun kamplara götürüldüğü için de hiçbirisi ile görüşemediğini aktardı."İslam'a kesinlikle inanmamam gerektiği söylendi. Boyun eğmek zorunda kaldım. Bir de Allah'a inanmadığımı ve dini reddettiğimi belirten bir belge imzaladım. Eğer bunu yapmasaydım şartlar çok daha ağır hale gelecekti. Tüm Müslümanları, dini inkar ettiklerini deklare eden bir belge imzalamaya mecbur ediyorlar. İnsanlar Allah'a inandığını söylemeye korkuyor. Çinli polisler, Kaşgar kentinde gözaltına aldıkları Uygur Türklerinin başına siyah örtü geçirerek bilinmeyen yerlerdeki kamplara götürdü.Bölge sakinleri tutuklananların bir daha evlerine dönemediğini ifade ediyor. Güvenlik görevlileri ve tek tük turistin dışında sokaklarda genç erkek görmek neredeyse imkansız. Camiler bomboş, Doğu Türkistan'daki camilerin tamamının üzerinde, Komünist Parti'ye bağlılık bildiren "Partiyi sev", "Ülkeyi sev" gibi devasa propaganda afişleri asılı.Cuma namazlarında ise camiler artık bomboş kalıyor. Çünkü camiye gelenler kayda alınıyor ve fişleniyor.” Diye bilgi verdi

    Çin’in Çince kazanılmış toprak anlamında “Sincan”  dediği Doğu Türkistan Bölgesinde ve Çin'in değişik yerlerinde gerçekleşen saldırıların ardından bu eylemlerden Uygurları sorumlu tutan Çin, 2014 yılından itibaren 'teröre karşı halk mücadelesi' adı altında yeni bir süreç başlatarak,  bu süreçte  Uygurlara yönelik kültürel ve dini kısıtlama ve baskıları  hız kazandırdı. Bu baskıların bazıları,  erkeklerin sakal bırakması ve kadınların uzun kıyafet giymesi kısıtlandı, Müslüman Uygur halkının düğünlerde alkol kullanmaya zorlanması da bu uygulamalardan bazıları.

       Türkiye’de Gazze’de Filistin’de yapılan olaylarda sokağa çıkan mitingler düzenleyen İslamcı kesim. Niçin bu konuda Müslüman Uygurlara Çin tarafından yapılan katliam zulüm, işkencelerde sessiz kalmaktadır. G 8 zirvesi oldukça etkili bir zemindir. Ancak diğer katılımcı ülkeler ile beraber hareket edilebilirse etkili olabilecek bir platformdur. Oysa ne Avrupa ülkeleri ne de ABD Çin’e karşı herhangi bir tutum takınmak istememektedirler. Burada tabi bütün gözler İslam dünyasına çevrilmiş olmasına rağmen İslam dünyasının içerisine düştüğü acz ve sessizlik de dikkatlerden kaçmamıştır.

       Türkiye’de paradan başka bir şey düşünmeyen bazı zihniyetlerin “Türkiye ile Çin arasında iş potansiyeli bozulmasın, ilişkiler zarar görmesin” diye düşüncesini de yadırgayarak, Türk Milleti sevdalısı olarak dünyanın neresinde olur ise olsun, Türk kardeşlerimize yapılan tüm saldırıları kendime yapıldığını düşünerek lanetle ibretle kınıyorum.

      Türk sevdalısı inşalarımız, Doğu Türkistan davasını desteklemek, Doğu Türkistanlı soydaşlarımızın yanında olmak için en başta Çin mallarını almayarak, Çin’i boykot ederek, tepkilerini çok rahat gösterebilirler.

      Buradan; Dünya Türklüğünün, Türk halkına seslenerek, Doğu Türkistanlı kardeşlerimizle tam bir dayanışma içinde olmaya, Doğu Türkistan Türk Yurdunun bekası için her türlü gayreti göstermeye, Türk Milletine mensup, Türk Milleti Sevdalısı herkesi Doğu Türkistan Davasının, Çin’in Sinciang (kazanılmış topraklar ) dediği Doğu Türkistan’da yaşanan gelişmelerin sürekli takipçisi olmaya davet ediyorum.

     Anavatan Doğu Türkistan’da, Doğu Türkistanlı soydaşlarımızın yalnız olmadığını, kan ve gözyaşıyla yoğrulacak, asimile edilecek bir uygulamaya, yok etmeye yönelik bir kadere terk edilemeyeceklerini tüm dünyaya buradan duyurmak istiyorum.

      Tanrı dağlarının eteklerinde Türk’ün gök ışığında yatan ecdadımıza, tüm şehitlerimize Allah rahmet eylesin der! Türk budunu, tengri kızıl hıtayın, zulmünden kutgazıska sebepçi bolgan …

Erdoğan KIRMIZIOĞLU

Araştırmacı Yazar Şair

Doğu Türkistan'ın Sesi

Gökbayrak Dergisi

Antalya Temsilcisi