Ramazan Kalkan


BİNLERCE YILLIK  UHREVİYAT...!

Abdülhamid Han'a isimsiz bir zarf gelir. Zarfı dikkatle açan Han, iç içe geçmiş üç hilal sembolü çizilmiş, bir sayfa bulur. 


Zekası ile bir deha kabul edilen İkinci Abdülhamid, bu duruma bir anlam veremez. 

 

Tam bu sırada kapı çalınır içeri bir zat girer...

 

Menkıbeye göre ;

 

Han'ın çevresinden tanıdığı; kimine derviş olarak görünen ve ilim sahibi olduğu düşünülen bu Zat'a, 'Hoşgeldin' diyerek oturmasını söyler.

 

Abdülhamid Han 'Tevafuk' üzere yanına gelen ilim sahibi bu Zat'a, elindeki mektubu göstererek, bunun bir tehdit mesajı olması endişesi ile kendisinin buna bir anlam veremediğini belirterek, bunun ne olabileceğini sorar....?...

 

Zat, gözucu ile mektup da ki sembole bakarak tebessüm eder... Han daha da meraklanır...

 

"Anlat nedir bu"...

 

Bu sembolün Türk devlet geleneğinin bir nişanı olduğunu vurgulayan Zat, yine bu 'yapının' Metehan ve öncesine kadar dayandığını söyler...

 

Han, biraz sert bir ifade ile kendisinin bundan nasıl olurda haberinin olmadığını vurgulayarak, "Peki bunu neden Osmanlı'nin arması yapmadık" der...

 

Bunun üzerine Zat, biraz tebessüm ederek bu arma bir tek devletin arması olamayacağını belirterek bu armanın tüm Türk dünyasının arması olduğunu vurgular. Yine Zat, Abdülhamid Han'a bu 'uhrevi yapıdan' daha önceki padişahların çoğunun da haberdar olmadığını vurgulayarak, gerektiği zaman ve dönemde yani devletin beka sorunu yaşama durumu halinde haberdar olanların olduğunu anlatır. Ardından şöyle söyler, "Nasip bu güneymiş. Bu bir sırdır. Bu sırrı bilmeden göçüp giden dedeleriniz çoğunlukta.."...

 

Abdülhamid Han hemen sorar, "Yani bir görev mi... ?"...

 

Zat, nezaket ve saygı çerçevesinde, "Evet Han'ım... Sizin göreviniz ...." şeklinde sözlerine devam ederek uhrevi bilgileri aktarır....

 

Uzun süren anlatımın ardından odada bir sessizlik hakim olur...

 

Bir müddet sonra;

 

Abdülhamid Han, bir iç çekerek, "Biz de zannederdik ki bu saltanat bu taht bize dedelerimizden atalarımızdan miras kaldı. Meğerse bizi tahta oturtanlar varmış"...

 

(.......)

 

Yukarıda kaleme aldığım menkıbenin son zamanlarda karamsarlık içine düşmüş kimselere bir mesaj niteliğindedir. Herkes bilmelidir ki devletimize ve devlet büyüklerimize sonsuz güven ve itimat içerisinde olmamız gerektiğini ifade etmek adına anlatmaya çalıştığım konu bir hikayedir...

 

Bu manada Ulu önder Atatürk'ün tarihi bir sözünü de hatırlatmak yerinde olacaktır..

 

"Benim vücudum elbet bir gün toprak olacak. Ancak, Türkiye Cumhuriyeti Devleti ilelebet payidar kalacaktır"...

 

Bu sözün ne olduğunu, bu güne kadar idrak edemeyenler, "Uhrevi yapı, vakti geldiğinde elbet bir gün size idrak ettirecektir"

 

Şimdilik esen kalın...