Antalya’da kentin kalbine saplanan hançerlerin ardı arkası kesilmiyor ama bu kez durum farklı. Bu kez "kurtarıcı" maskesiyle kürsüye çıkanların samimiyetini sorgulama vakti. Hatırlayın; Mimarlar Odası seçimlerinden hemen önce, bugün koltukta oturan Fatma Gül Yalçınkaya kürsüde esti gürledi.
Topçular’daki o meşhur 12.579 ada 1 parseli, yani Antbirlik’in 66 dönümlük kamu malını masaya yatırdı. Neydi o iddialar? Plan değişikliğiyle 81 bin metrekarelik inşaat alanının, bir sihirli değnek değmişçesine 160 bin metrekareye çıkarılması! Tam %100 rant artışı... Kamunun malı olan o arazi, kat karşılığı adı altında örtülü bir şekilde birilerine peşkeş çekilirken, kentin mimarları bu yağmaya neden sessiz kaldı?
Yalçınkaya seçimi kazandıran o konuşmasında sormuştu: "Bu projenin altında kimlerin imzası var?" Biz de şimdi kendisine ve kamuoyuna soruyoruz: O imzaların sahipleri arasında önceki dönem Oda Başkanı Hasan Çerçiler’in ya da ona yakın isimlerin bir gölgesi var mı? Çerçiler, kendi döneminde bu devasa rant artışına karşı neden kör, sağır ve dilsiz kesildi? Hangi konularda aslan kesilip, hangi konularda "dut yemiş bülbüle" döndü? Soruları cevap bekliyor. Seçimi kaybettiren o sessizliğin bedeli bugün Antalya’nın geleceğiyle mi ödeniyor?
Fatma Gül Yalçınkaya, o gün kürsüde "Hani kamusal alanlar Antalya’nın elinde kalacaktı?" diye sorarken sadece oy toplamak için mi konuştu, yoksa gerçekten bir kentsel namus mücadelesi mi veriyordu? Şimdi koltuk onda, mühür onda. Seçimi kazanmak için o devasa rantın fotoğrafını çekip üyelere gösterdi; peki şimdi o fotoğrafın gereğini yapacak mı? Yoksa "nasıl olsa seçimi kazandım, devr-i sabık yaratmayalım, düzenimiz bozulmasın" diyerek konforlu odasına mı çekilecek?
Antalya halkı ve meslek etiğine inanan mimarlar şunu iyi bilsin: Bu dava, sadece bir imar değişikliği davası değildir. Bu, "toplumcu mimarlık" diyenlerin, ranta teslim olanlarla arasına set çekip çekmeyeceği davasıdır. Eğer Yalçınkaya, o gün sorduğu "Mimarlık projesinin altında kimlerin imzası var?" sorusunun yanıtını bugün kurumsal olarak açıklamıyor ve yargıya taşımıyorsa, o günkü konuşması sadece bir seçim taktiğinden ibaret kalacaktır.
Hasan Çerçiler’in sessizliği onu koltuğundan etti; Yalçınkaya’nın sessizliği ise onu bu ranta ortak eder. Biz buradayız, kalemimiz elimizde. Kimin şehrin geleceğine sahip çıktığını, kimin ise sadece "koltuk kapmaca" oynadığını izlemeye devam edeceğiz. Yalçınkaya’ya o imzaları açıklayın ya da o günkü konuşmanızı gazete sayfalarından silip atın! Seçim bitti, şimdi hesap verme ve hesap sorma vakti!
