Menü Yarını bekleme anında haber al - ANTALYA GÜNCEL
Tarih: 27.03.2026 16:12
Prof. Dr. Veysel Ayhan: Körfez’de İran-BAE gerilimi

Prof. Dr. Veysel Ayhan: Körfez’de İran-BAE gerilimi

Facebook Twitter Linked-in

ANKARA - BHA 

SESA Enstitüsü Direktörü ve TİMBİR Yüksek İstişare Kurulu Üyesi Prof. Dr. Veysel Ayhan,"Körfez'de İran - BAE savaşı mı: Hedef Hürmüz Boğazı’nın güvenliği mi, enerji merkezi mi ?" başlıklı yazısında şu ifadelre yer verdi: 

"28 Şubat’ta ABD ve İsrail’in İran’a yönelik eş zamanlı saldırıları sonrasında Tahran yönetimi, çatışmayı yalnızca İsrail cephesiyle sınırlı tutmamış; Basra Körfezi’nde doğrudan Körfez ülkelerini hedef alan geniş ölçekli bir askeri stratejiye yönelmiştir. 28 Şubat–26 Mart tarihleri arasında Körfez ülkelerine yönelik gerçekleştirilen saldırıların toplam sayısı 5.000’i aşarken, bu saldırıların önemli bir kısmının Birleşik Arap Emirlikleri’ne (BAE) yöneldiği dikka çekmektedir. Savaşın başlangıcından 26 Mart’a kadar İran, BAE’ye karşı 372 balistik füze, 1.826 insansız hava aracı (İHA) ve 15 seyir füzesi kullanmıştır.

Söz konusu saldırılar yalnızca askeri hedeflerle sınırlı kalmamış; enerji altyapıları, limanlar, havalimanları ve kritik lojistik merkezler de hedef alınmıştır. Bu durum, BAE’nin resmi söyleminde zamanla daha sert ve güvenlik odaklı bir çizgiye kaymasına yol açmıştır. İran ise başlangıçta saldırılarını Körfez’deki Amerikan askeri varlığına ev sahipliği yapan ülkeleri cezalandırma ve caydırma stratejisinin bir parçası olarak gerekçelendirirken, son dönemde söylemini daha da ileri taşıyarak BAE’yi ABD ile birlikte İran’a yönelik olası bir kara harekatını desteklemekle suçlamaya başlamıştır.
Gelinen noktada, İran ile BAE arasındaki gerilimin doğrudan bir çatışmaya evrilme riski belirgin şekilde artmıştır. Bu çerçevede mevcut gelişmeler, Basra Körfezi’nde İran–BAE cephesinde daha geniş ölçekli ve doğrudan bir savaşın zeminini hazırlayan dinamiklerin hızla derinleştiğini göstermektedir.

Yukarıdaki tartışmalar, özellikle BAE yetkilileri ve danışmanların yaptığı açıklamalar dikkate alındığında Hürmüz Boğazı üzerindeki İran tehdidine yönelik sert eleştiriler ve askeri müdahale çağrıları olduğu dikkat çekmektedir. Bu bağlamda mevcut tartışmalar ışığında ortaya çıkan temel soru şudur: Olası bir kara operasyonu senaryosunda öncelikli hedef İran’ın petrol ihracatının merkezi konumundaki Kharg Adası mı olacaktır, yoksa Hürmüz Boğazı’nda güvenli geçişi doğrudan etkileyen ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) 1970’lerden itibaren egemenlik iddiasında bulunduğu stratejik adalar mı hedef alınacaktır?

Bu bağlamda uluslararası toplum İran’ın enerji gelirlerini doğrudan hedef alan Kharg Adası’na yönelik bir işgali gündeme taşımaktadır. Türkiye’deki görsel medya tartışmalarında ağırlıklı olarak Kharg adasına yönelik açıklamalar dikkat çekmektedir. Trump’da zamanında bu adanın önemine atıfta bulunmuştu. Ada, İran’ın ham petrol ihracatının yaklaşık %85–90’ının gerçekleştiği, geniş depolama tankları ve tanker yükleme terminalleriyle donatılmış bir enerji merkezidir. İran’ın enerji gelirlerinin ana çıkış kapısını oluşturmaktadır. Bu nedenle Kharg, rafinajdan ziyade ihracat ve depolama terminali olarak işlev görmekte ve hedef alınması durumunda İran’ın petrol gelirlerini doğrudan kesintiye uğratabilecek kritik bir ekonomik zafiyet noktası olarak öne çıkmaktadır.
Buna karşılık ikinci olasılık ise Hürmüz Boğazı’nın askeri kontrolü ve deniz trafiğinin güvenliği üzerinden şekillenmektedir. Bu çerçevede Qeshm Adası (1.500 km²) ve Larak Adası (49 km²), boğazın kuzey hattında yer alarak İran’a geniş lojistik ve askeri konuşlanma imkanı sunmaktadır. Qeshm’de limanlar ve havaalanlarıyla desteklenen askeri altyapı bulunurken, Larak daha çok radar ve füze sistemleriyle boğazın dar kesimini gözetleyen ileri karakol işlevi görmektedir. Bu adalar üzerinde BAE’nin bir hak iddiası bulunmamaktadır.

Ancak BAE’nin üzerinde hak iddia ettiği Abu Musa Adası (20 km²), Büyük Tunb (10 km²) ve Küçük Tunb (2 km²) adaları, Hürmüz girişine ve BAE kıyılarına yakınlıkları nedeniyle İran’ın füze, radar ve deniz unsurlarını konuşlandırdığı ileri askeri yığınak noktaları olarak değerlendirilmektedir. Bu adalar, yalnızca askeri kontrol değil aynı zamanda “deniz inkârı” (sea denial) kapasitesinin de temel unsurlarını oluşturmaktadır. Dolayısıyla bu hat üzerinde bir kontrol değişimi, doğrudan Hürmüz Boğazı’ndaki enerji akışının güvenliğini etkileme potansiyeline sahiptir.

Bu noktada söz konusu adaların hukuki statüsü de tartışmanın merkezinde yer almaktadır. Basra Körfezi’nde yer alan Abu Musa, Büyük Tunb ve Küçük Tunb adaları, İran ile BAE arasında çözülememiş egemenlik ihtilafının odağındadır. Bu adalar, 30 Kasım 1971’de İngiltere’nin bölgeden çekilmesi sonrasında İran tarafından askeri olarak kontrol altına alınmış ve o tarihten bu yana fiilen İran yönetiminde kalmıştır. Ancak BAE, tarihsel haklarına dayanarak bu adalar üzerinde egemenlik iddiasını sürdürmekte ve konunun uluslararası hukuk çerçevesinde çözülmesini talep etmektedir. İran ise adaların kendi toprağı olduğunu savunmakta ve üçüncü taraf arabuluculuğunu reddetmektedir. Bu nedenle söz konusu üç ada, yarım yüzyılı aşkın süredir çözülemeyen bir egemenlik ihtilafı olarak varlığını sürdürmektedir.

Bu çerçevede değerlendirildiğinde, Kharg Adası ekonomik açıdan İran’ın “enerji kalbi”ni temsil ederken; Hürmüz hattındaki adalar askeri ve jeostratejik kontrolün merkezini oluşturmaktadır. Dolayısıyla olası bir askeri müdahalede hedef, operasyonun amacına bağlı olarak farklılaşacaktır: İran ekonomisini zayıflatmayı amaçlayan bir strateji Kharg’ı önceliklendirebilirken, Hürmüz Boğazı’nda deniz trafiğini güvence altına almayı hedefleyen bir yaklaşımın, BAE’nin de egemenlik iddiasında bulunduğu bu tartışmalı adalara yönelmesi daha olası görünmektedir. Bu durum, söz konusu adaların yalnızca bir egemenlik meselesi değil, aynı zamanda gelecekteki olası bir askeri müdahalenin potansiyel hedefleri arasında yer aldığını göstermektedir."




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —